Psikoterapi Ekolleri Nelerdir? Terapiye Başlamadan Önce Neleri Bilmelisiniz?
Psikoterapiye başlamaya karar verdiğinizde karşınıza pek çok farklı kavram çıkabilir: Bilişsel Davranışçı Terapi, psikodinamik terapi, psikanalitik terapi, Şema Terapi, EMDR, varoluşçu terapi...
Peki bunların arasındaki fark nedir? Bir terapistin hangi ekolle çalıştığı neden önemlidir? Ve en önemlisi, terapiye başlarken hangi yaklaşımın size uygun olduğunu nasıl anlayabilirsiniz?
Psikoterapi ekolü ne demektir?
Psikoterapi ekolleri, yalnızca terapide kullanılan farklı teknikleri ifade etmez. Her ekol; insanın psikolojik yapısını, yaşadığı güçlüklerin nasıl ortaya çıktığını ve terapide değişimin nasıl gerçekleşebileceğini açıklayan belirli bir kuramsal çerçeveye dayanır.
Örneğin bir yaklaşım kişinin düşünce ve davranış örüntülerine odaklanırken, başka bir yaklaşım erken dönem ilişkilerin ve bilinçdışı süreçlerin bugünkü yaşantı üzerindeki etkisini merkeze alabilir. Bazı yaklaşımlar ise kişinin ilişkilerine, yaşamındaki anlam arayışına veya belirli travmatik yaşantıların işlenmesine daha fazla odaklanabilir.
Bu nedenle aynı sorunla terapiye başvuran iki kişi, farklı ekollerde çalışan terapistlerle oldukça farklı terapi süreçleri deneyimleyebilir.
Psikoterapide psikodinamik ve psikanalitik yaklaşımlar, bilişsel ve davranışçı terapiler, hümanistik ve varoluşçu yaklaşımlar, sistemik terapiler, Şema Terapi ve EMDR gibi farklı kuramsal ve uygulamalı yaklaşımlar bulunmaktadır.
Burada önemli olan bu ekollerden birinin diğerlerinden mutlak olarak “daha iyi” olması değil; kişinin ihtiyaçlarına, başvuru nedenine ve terapi sürecinden beklentilerine uygun bir çalışma biçiminin belirlenmesidir.
Telos'ta Hangi Psikoterapi Yaklaşımlarıyla Çalışıyoruz?
Telos'ta psikoterapi süreçleri ağırlıklı olarak psikodinamik/psikanalitik ve bilişsel davranışçı kuramsal çerçeveler içerisinde yürütülmektedir.
Psikodinamik ve Psikanalitik Yaklaşımlar
Psikodinamik ve psikanalitik yaklaşımlar, bugün yaşadığımız duygu ve ilişki örüntülerinin yalnızca bugünkü koşullarla açıklanamayacağını; geçmiş deneyimlerimizin, erken dönem ilişkilerimizin ve her zaman farkında olmadığımız içsel süreçlerin de bugünkü yaşantımız üzerinde etkili olduğunu kabul eder.
Bu yaklaşımda terapide yalnızca “Bu sorunu nasıl ortadan kaldırabiliriz?” sorusuna değil;
“Bu neden tekrar tekrar oluyor?”
“Bu duygunun benim için anlamı ne?”
“İlişkilerimde neden benzer örüntülerin içinde buluyorum kendimi?”
gibi sorulara da alan açılır.
Kişinin savunma mekanizmaları, tekrar eden ilişki örüntüleri, kendisi ve başkalarıyla ilgili içsel temsilleri ve bilinçdışı süreçleri terapi içerisinde ele alınabilir.
Danışanın terapistle kurduğu ilişki de sürecin önemli bir parçasıdır. Kişinin diğer ilişkilerinde ortaya çıkan beklentilerin, duyguların ve ilişki kurma biçimlerinin terapi ilişkisinde nasıl ortaya çıktığı birlikte anlaşılmaya çalışılabilir.
Bu nedenle psikodinamik terapi yalnızca belirtilerin azalmasını değil; kişinin kendisini, ilişkilerini ve iç dünyasını daha derinlemesine anlamasını ve daha kalıcı değişimlerin mümkün olmasını hedefler.
Bilişsel Davranışçı Yaklaşımlar
Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), düşüncelerimizin, duygularımızın ve davranışlarımızın birbirleriyle karşılıklı olarak ilişkili olduğu anlayışına dayanır.
Yaşadığımız olayların kendisi kadar, bu olayları nasıl yorumladığımızın da ne hissettiğimizi ve nasıl davrandığımızı etkileyebileceğini kabul eder.
Terapi sürecinde kişinin otomatik düşünceleri, temel inançları ve davranış örüntüleri fark edilerek bunların yaşadığı güçlüklerle nasıl ilişkili olduğu üzerinde çalışılır.
BDT çoğunlukla psikodinamik terapilere kıyasla daha yapılandırılmış ve hedef odaklı bir çalışma biçimine sahiptir. Terapist ve danışan birlikte belirlenen hedefler doğrultusunda çalışabilir; seans içerisinde öğrenilenlerin günlük yaşama taşınabilmesi için çeşitli davranışsal çalışmalar veya seans dışı uygulamalar kullanılabilir.
Amaç yalnızca kişinin farklı düşünmesini sağlamak değil; düşünce, duygu ve davranış arasındaki ilişkileri fark ederek yaşadığı güçlüklerle daha işlevsel biçimde başa çıkabilmesini desteklemektir.
Bir Terapist Yalnızca Tek Bir Ekolle mi Çalışır?
Her zaman değil.
Bir terapistin temel olarak benimsediği bir kuramsal yönelimi olabilir. Bu yönelim, terapistin danışanı nasıl değerlendirdiğini, yaşadığı güçlüğü nasıl anlamlandırdığını ve terapi sürecini nasıl yapılandırdığını önemli ölçüde belirler.
Ancak psikoterapi ekolleri pratikte her zaman birbirlerinden tamamen izole biçimde kullanılmaz.
Örneğin temel olarak psikodinamik veya bilişsel davranışçı bir çerçevede çalışan bir terapist; aldığı eğitimlere, danışanın ihtiyaçlarına ve yürüttüğü terapi sürecine bağlı olarak farklı yaklaşımların kavramlarından veya yöntemlerinden de yararlanabilir.
Hümanistik yaklaşımların empati, kabul ve terapötik ilişkiye yaptığı vurgu ya da varoluşçu yaklaşımın anlam, seçim, özgürlük, sorumluluk ve belirsizlik gibi insan deneyiminin temel meselelerine yönelik bakışı farklı terapi süreçlerinde kendine yer bulabilir.
Burada önemli olan farklı yaklaşımlardan rastgele teknikler seçmek değil; terapistin yaptığı müdahaleleri tutarlı bir kuramsal çerçeve ve vaka anlayışı içerisinde kullanabilmesidir.
Peki Hangi Psikoterapi Ekolü Daha İyi?
Bu sorunun herkes için geçerli tek bir cevabı yoktur.
Farklı psikolojik güçlükler için farklı terapi yaklaşımlarının etkinliğini destekleyen bilimsel çalışmalar bulunmaktadır. Ancak terapinin sonucunu belirleyen tek faktör kullanılan ekol değildir.
Danışanın ihtiyaçları ve beklentileri, terapistin eğitimi ve deneyimi, terapötik ilişkinin niteliği ve kişinin kendisini süreç içerisinde anlaşılmış ve güvende hissedebilmesi de psikoterapi sürecinin önemli parçalarıdır.
Bu nedenle sorulması gereken soru her zaman:
“En iyi terapi ekolü hangisi?” değil,
“Benim yaşadığım güçlük ve ihtiyaçlarım için nasıl bir terapi süreci daha uygun?” olabilir.
Psikoterapi ekolleri, terapistin danışanı nasıl dinlediğini, yaşanan güçlüğü nasıl anlamlandırdığını ve değişimin hangi yollarla gerçekleşebileceğini nasıl düşündüğünü şekillendirir.
Bu nedenle terapiye başlarken farklı yaklaşımlar hakkında fikir sahibi olmak faydalıdır. Ancak kendiniz için “doğru ekolü” tek başınıza belirlemek zorunda değilsiniz.
İyi bir değerlendirme sürecinde kişinin başvuru nedeni, ihtiyaçları, beklentileri ve yaşadığı güçlüğün özellikleri birlikte ele alınarak uygun çalışma biçimi belirlenebilir.
Çünkü psikoterapide önemli olan yalnızca hangi yöntemle çalışıldığı değil; o yöntemin kim tarafından, hangi eğitim ve kuramsal altyapıyla, hangi danışanla ve nasıl uygulandığıdır.
Sevilenlerle paylaşın veya yorum bırakmak için bize ulaşın.